8 Şubat 2012 Çarşamba

Sabun




İnsanlar doğarlar ve ölürler çocuğum. Hayır anne insanların bazıları doğar ve kaybolur.  Eksiltilmiş yaşam içinde varlıksız yaşarlar. Bir süre sadece kısa bir süre için arandıklarını, hafıza yitiminde unutulduklarını bilmezler bile.  Bazen Ağaç kovuklarına, sidik yutmuş tuvalet duvarlarına, bazen alt geçitlerin görünmez boşluğuna,  otobüs duraklarına asılmış çirkin bir fotoğraf üzerinde kaybolurlar, altında on iki haneli rakamla bulunma ihtimaliyle. İnsan sayılarla bulunabilir mi?  Beni çok aradın mı anne, telefon faturası çok geldi mi, ahize kulağını ağrıttı mı, ben kaybolunca hangi fotoğrafımı astınız? İnsan kaybolurken güzel aranmak istermiş.


Bazen de insan bir varmış bir yokmuşun içinde kaybolur.  Ben öyle de kayboldum anne sesim içime kaçtı da duyan olmadı. Belki o esnada mutfaktaydın ve annelerin kızlarına miras küflü salçanın mucizevî dönüşünü yaşatıyordun ya da patatesten bin türlü yemekler yapıyordun. Oysa ben bunların hiçbirini öğrenemedim. Babam televizyonda ayıp şeyler izlerken sen mışıl mışıl uyuyordun ve ben sen yokken babamın çorabında kayboldum. Leş kokularında çalı çırpı topladım. Ellerim ısınsın, gözlerim üşümesin diye. Sonra sobanın yuvamızın üzerine devrildiği akşam saçlarım tutuştu. Ben o yüzden saçımın tellerini bulamadım.


Biliyor musun anne aslında ben kaybolmaya doğarken başladım. Peygamber mucizesiymiş iki bacağının arasından dünyaya açılmak. Oysa peygamber bir bana gülümsemezmiş nur saçan dişleriyle. Kardeşlerim de güzel uzun bacaklı rahminden çıkıvereceklermiş.  Bunu anladığımda cennetin kapılarına rahminin uzaklığında kilit vurmuşlardı bile. Geç kalmıştım ve düşüncem yürümeyi henüz öğrenmese de karnının ılık sularında yüzemeyecektim biliyordum.  Artık kulağıma üç defa nefesle çınlanan ismimle yaşamı hatmedecektim. Dünyada her şeyin bir adı varmış benimki gibi öğrenecektim.


Küçükken yan odada babamın bazı geceler sana acı verdiğini düşündüm ve arada gıdıklanır gibi ses çıkartışına anlam veremedim. Eve topladığın komşularla pembe ojeli, pembe rujlu Neriman teyze hakkında bir sürü şey söyledin ve ben hepsini duydum, oysa Neriman teyzeye pastel boya takımındaki kaybolan pembe boyamı sormanı çok istiyordum. Sonra üniversite sınavında bütün doğrularımı kaybettim.  Okulu bitirdim ama dünya aşırı kaçmak istedim. Sevgilim beni terk ettiğinde öleceğim sandım ama ölmedim. Ölmeyişimin hatırına bir daha aşık oldum. İktidar olmadan dünyayı değiştirmek istedim ama dünya muktedir değilmiş anladım. Sonra arayışlarım bitmedi ve yollarımda kayboldum ve bir daha kendimden haber alamadım.



Sahi anne ben hep seni divanın altında terliklerimle bekledim. Paslı demir kokusunu içtim. Bir kalıp sabunla bulursun sandım. Gelmedin…


Şubat'12

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder